Hasan Sarı
Ben bu hikâyenin sahibi, bu satırların yazarı, bu diyarların gezgini, bilinen ile saklı kalmış tarihin zabiti, eski ile yeninin taciri, eşyanın banisi. Ben bu mahallenin çocuğu, cumbalı ahşap konağın oğlanı, demir parmaklıklı kapının kilidi, taş döşeli kaldırımların sek sek oyuncusu ve ben karşıki pencerenin saksı içinde gülü nazende Mihrimah’ın mahbubu.
Size ilginç gelebilecek bir hikâyem var benim. Şimdi size saat kaçtır diye sorsam akrep ile yelkovan arasından bana cevap vereceğinize eminim. Peki, zaman tarihin neresinde diye sorsam şimdi, elbette ayaklarınızın bastığı yerden, nefesinizin hala sıcaklığından ve canınızın kalbinizde attığı şimdiki anın saat ifadesinden bana cevap vereceksiniz. Bilmem hangi mayısın kaçı, sabahın dokuzuna on kala… Ya da hanginiz hangi zamanda bu yazıyı okuyorsa illa o zamanın ifadesi dökülecek dilinizden.